Skip Navigation Links

Yirmi yaş dişleri  (Yirmilik dişler, Akıl dişleri, 3.büyük azılar)

Yirmi yaş dişleri 17-30 yaşları arasında sürmektedir. Ağıza en son yerleşen ve çene içinde en arkada bulunan dişlerdir.
Geçmişte yirmi yaş dişlerin, sürerken ön dişlerde sıkışmalara sebep olduğu düşünülürdü. Bunu engellemek amacıyla da yirmi yaş dişleri çekilirdi. Ancak günümüzde bunun doğru bir yaklaşım olmadığı bilimsel çalışmalarla saptanmıştır. Yirmi yaş dişlerin ön çapraşıklığa tek başına sebep olmadığı, yirmi yaş dişleri olmayan bireylerde de ön bölge sıkışmalarına rastlanılabileceği gösterilmiştir.
20 yaş dişleri olsun veya olmasın, zamanla ön dişlerde çapraşıklıkların meydana gelmesi mümkündür, çünkü büyüme dönemi bitiminden sonra dahi kemik yapıları şekillenmeye devam etmektedir.

Yirmi yaş dişlerin takibi

Ortodontik tedavinin bitiminde yirmi yaş dişleri genelde henüz sürmemiş olmaktadır. Ancak yirmi yaş dişleri sıkça sorun yaşanılan dişler olduğundan takip edilmeliler. Diş hekimi veya ortodontist akıl dişlerin durumunu değerlendirmelidir. Bu amaçla bir röntgen filmin çekilmesi gerekebilir.
Eğer yirmi yaş dişleri sağlıklı bir şekilde sürebilecek ve temizlenebilecek durumdalarsa, ağızda kalabilirler. Ancak, yer yetersizliği sebebiyle yirmi yaş dişleri tam süremiyecekse çekilmeleri gerekebilir. Dişlerin gömük veya yarı gömük olarak kalmaları sürme bölgesinde diş etinin iltihaplanmasına, önündeki dişte kök erimelerine, tam temizlenemediği için çürüklere sebep olabilirler.

Yandaki röntgen filminde alt çenede sürememiş bir yirmi yaş dişi görülmektedir. Öndeki dişe doğru yaslanmış olan akıl dişi ile önündeki diş arasında gıdaların birikmesi için uygun bir boşluk oluşmuştur. Buradan kolaylıkla çürükler gelişebilir, diş eti iltihaplanabilir ve bunlara bağlı ağrılar meydana gelebilir. Ayrıca önündeki dişin köküne yaslandığı için kök erimelerine sebep olup ona zarar verebilir. Bu sebeplerle çekilmesi uygundur.

Site içeriğinde bulunan bilgiler bilgilendirmek içindir, bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.
© Dr. Oğuz Akgündüz